Tur bisikletçiliği, kendine has beslenme alışkanlığı gerektiren bir uğraşıdır. Bisiklet kadar bisikletçinin beslenmesi de bir denge işidir.

KAPIDAĞ GÜNLÜĞÜ - 1

16 Ağustos 2016, Salı.
1.Gün, Tatlısu.

Bandırma PTT şubesi önünde, erkenden gelen onlarca kişiyle birlikte kapının açılıp mesaiye başlanmasını bekliyorum. Günler süren yolculuklarda ciddi biçimde sıkıntı yaşatan elektronik aletlerin şarj derdini gidermek için GP marka güneş paneli ve 4000mAhlık bir powerbank kargodan teslim alınmak üzere  beklemede. Bu eksiğimi gidereceğim için mutluyum. Rüzgarın uğultusuna, daha genel olarak doğanın her türlü sesine eşlik etmesi için yanınızda taşıdığınız müzikler, özellikle yolculuğunu yalnız yapmayı tercih edenler için muazzam bir tamamlayıcı unsur haline geliyor. Bu düşünceyle bisikletime küçük çaplı bir ses sistemi kurmaya niyetlendim ve hakikaten yolculuğum gayet keyifli hâle geliverdi. Bunun için çok masrafa girmeye gerek duymadan üzerinde telefon kılıfının da olduğu bir gidon çantası, laptop hoparlörü, şarjlı mp3 çalar ve powerbank kullanıyorum.

Fotoğrafta görüldüğü gibi çantanın iki yanındaki ceplere hoparlörleri yerleştirdim. Hoparlörün kulaklık girişini mp3'e; usb kablosunu da telefon cebine yerleştirdiğim powerbank üzerindeki usb girişine taktım. Burada ucuza alabileceğiniz powerway mp3 çalarlar  olmasıyla, arkasındaki mandalıyla tutturulabilir olmasıyla, pratikliğiyle ve 32 gb'lık sd kartı desteklemesiyle oldukça kullanışlı oluyor. Ucuz olduğu için de yanınıza bolca alabilirsiniz. Ben on tane taşıyorum, bu sayede gün boyu kesintisiz müzik dinleyebiliyorum. Burada şunu da belirtebilirim. Bisikletim Salcano'nun hybrid serisinden city sport 40. 2013 yılından beri kullanıyorum. Şimdiye kadar 840 km'lik Trakya yolculuğu ve yüzlerce km'lik kent turlarıyla birlikte yaklaşık 2600 km yol katetti ve hiçbir ciddi sorun yaşatmadı. Asfalt zeminde zaten gayet akıcı ve görece rahat. Kilitlenebilir maşa özelliği arazi yollarında da bisikleti yormayıp daha güvenli kılıyor. Fotoğrafta gördüğünüz gibi bisikletin orijinal düz gidonunu değil kelebek gidon kullanıyorum. Hybrid bisikletler için uzun yol kullanımlarda bu gidonlar çok kullanışlı. Ellerinizi gidon üzerine farklı açılarda yerleştirip bileklerinizi, kollarınızı, omuzlarınızı ve sırtınızı rahatlatıp ağrılardan sakındırabiliyorsunuz. Ayrıca gidon üzerinde kullanım alanınızı da artırma imkanına sahip oluyorsunuz. Yanınıza aldığınız ufak tefek eşyaları, mesela gözlük kılıfları gibi taşıyıcılara koyup gidona asabilirsiniz. Bunların yanına kamera, km saati, aksesuarlar vb. pekçok şeyi ekleyerek gidon üzerinde yan yana kullanabilirsiniz.

Velhasıl kargo paketini alıp elektrik sorununu çözmüş olmanın rahatlığıyla öğle saatlerinde Bandırma'dan ayrılıp Tatlısu'ya doğru yolculuğuma başladım. Mesafe kısa, düşük bir tempoyla ortalama 20 dakika sürebilecek yolu tembellik hakkımın hakkını vererek dura dinlene 1 saatte tamamladım. Erdek'e varmadan, Tatlısu kavşağından döndükten sonra sizi ilk önce Aşağıyapıcı Köyü karşılıyor.

Aşağıyapıcı Köyü
Bandırma'dan çıkıp buraya varana kadar su bulabileceğiniz bir yer yok. Gerçi mesafe kısa olduğundan tek matara yeterli olacaktır. Aşağıyapıcı'dan çıkmadan hemen önce yolun solunda bir hayrat gördüm. Alışkanlık gereği karşıma çıkan çeşmelerde duruyorum. Burada da kafamı suya sokmuş yıkarken tepemde koca bir üzüm salkımı belirdi. Akabinde "al yavrum şimdi bir de üzüm ye" sesiyle bir tonton nine sesi... Bisikletli birinin hele ki köylük yerde ilgi çekmemesi imkansız. Daha önceki Trakya yolculuğumda geçtiğim Uçmakdere Köyü'nde, topladıkları otları yol kenarında satan kadınları hiç unutmayacağım mesela. Beni bisikletli görüp, yaz sıcağındaki hâlime acıyıp evlerinde misafir etmek isteyen, yemeklerini paylaşan, hatta ceplerindeki son paralarını bile vermek isteyen annelerdi her biri.

Yola çıktığınızda köylerden, küçük yerleşimlerden geçerken buralarda yaşayan insanları tanımadan geçip giderseniz  güzel hikayeler biriktiremezsiniz. İnsanlara selam verin. Durup dinlendiğinizi gören birisi size birşeyler ikram etmek istemişse burjuva kibarlığı edip de teşekkür edip kabul etmezlik yapmayın, ikramları kabul edin. Aksi halde yola çıkmak size kilo kaybından başka hiçbir şey kazandırmaz. Bisikletin kullanıcısına öğrettiği en önemli değer emek ve dayanışma duygularıdır. Bunun farkında olun. Tarlada, bağda, bahçede çalışan birilerini görürseniz erinmeden, üşenmeden, elinizden geldiği kadarıyla onların yorgunluğuna da ortak olun. Günlük işlerde ettiğiniz yardımlar size yemek, barınma ve temizlik imkanı olarak geri dönecektir.

Aşağıyapıcı'dan 3 km. sonra, yorucu bir yokuş tırmanmadan Tatlısu'ya ulaşıyorsunuz. Bu mesafe boyunca uzanan koylardan istediğiniz herhangi birinde çadır kurabilirsiniz. Ya da yol boyunca pansiyon bulabilirsiniz. Ben Tatlısu'yun hemen çıkışında, koruluk alanı geçer geçmez yolun solunda kalan maden alanının karşısındaki küçük kumsalı seçtim. 



Eğer yolu buraya düşen olursa bu yazıyı kumsalın en sağındaki incir ağacının altında yazıyorum. Saat 22.50 Bandırma ışıl ışıl karşımda duruyor.





Bandırma Arkeoloji Müzesi Bandırma kent yerleşiminin batısında, Atatürk Parkı’nın bitişiğinde yer alıyor. Müze açık ve kapalı iki alandan oluşuyor. Açık alana girer girmez sağ tarafınızda müze personeli ve ziyaretçiler için iki ayrı otopark bulunuyor. Bunun hemen üzerinde hafif bir rampa halinde yükselen alan açık hava müzesi olarak düzenlenmiş. Bu alanda Roma ve Bizans dönemlerine ait çoğunlukla mezar stelleri 
olmak üzere lahitler, korinth ve kompozit tarzda işlenmiş sütun başlıkları ve arşitravlar ile bunların parçaları, heykel ve heykel parçaları sergileniyor. Bunlar Kyzikos ve Daskyleion ören yerlerinde bulunan eserler. Yine bu alanda Osmanlıca yazılmış mezar taşları da bulunuyor.

Üç Güzeller konulu rölyef
Açık hava müzesi olarak kullanılan bu alanın üzerinde müze binası bulunuyor. Bina dıştan bakıldığında plan olarak bal peteği görünümünde inşa edilmiş. Kısa bir basamak dizisinin olduğu giriş kısmında, olması gerektiği gibi bir engelli asansörü de bulunuyor. Yapıdan içeri girdiğinizde karşınıza güvenlik ve personel odaları çıkıyor. Binada iki sergi salonu bulunuyor. İçeri girdiğinizde sağ tarafınızda bulunan küçük salonda Daskyleion ve Kyzikos’ ta yapılan kazılarda bulunan sikkeler sergileniyor. Bunlar Pers ve Roma dönemlerine ait sikkeler. Bu sikkelerden bazıları ebat olarak ortalama bir serçe parmağı tırnağı kadar olmasına rağmen üzerinde yer alan hayvan mücadelelerinin konu edinildiği kabartmalar (bu hayvan mücadeleleri tasvirleri Pers sanatının etkisidir) gerçekçi olarak işlenebilmiş ve bakıldığı zaman net olarak seçilebiliyor. Bu küçük salonun sağında idare odaları; solunda alt kata inen merdiven bulunuyor. Müzenin deposu, kütüphanesi alt katta bulunuyor. Girişin sol tarafında ise ana sergi salonu bulunuyor. Bu salon dışarıdan bal peteği görünümünde olan binaya uygun olarak spiral biçimde düzenlenmiş. Ana sergi salonunun hemen girişinde Tanrı Attis’e ait büyük  bir atlant örneği bulunuyor. (atlant/telamon: Sütun görevi gören erkek heykelleri). 

Tanrı Attis
Bandırma’da bulunmayan kent müzesi eksikliği burada giderilmeye çalışılmış. Ana salonun bir kısmı etnografya bölümü olarak düzenlenmiş ve yakın döneme kadar Bandırma’da kullanılan yerel kıyafet örnekleri, kılıç ve barutlu silahlar, evlerde kullanılan takunyalar, kahve değirmenleri, havanlar, gemici dürbünleri, şamdanlar vb. günlük eşyalar bu bölümde sergileniyor. Bu ana salonun bir bölümü de Marmara Adası çevresinden çıkartılan amphoralar için ayrılmış. Bunlar çeşitli açılardan önemli sualtı eserleri. Bunların önemine Marmara Adası turunda değineceğim. Bu iki bölümden daha genişçe bir kısım ise arkeolojik eserlerin sergilendiği vitrinlerden oluşuyor. Bu vitrinlerde Pers Krallığı, Roma ve Bizans İmparatorlukları dönemlerine tarihlenen ağırşaklar, seramik ve heykeller, kandiller, kadınların süs eşyası olarak kullandıkları fibulalar, aynalar, cımbızlar, bilezikler, küpeler ve kolye olarak kullanılan bronzdan üretilmiş küçük haçlar sergileniyor. Bunların yanında maden dönemi buluntularından örnekler de müzede sergilenen eserlerden. Hıristiyan sanatının taşınabilir eserlerinden olan ve benim ilgimi en çok çeken iki örnekten de bahsetmek istiyorum. Bunlardan ilki İncil’den alınan kutsal sahnelerin, İsa peygamberin mucizelerinin konu edinildiği diptikonlar . İkincisi ise tütsü kabı olarak kullanılan buhurdanlıklar. Bu eserlerin örnekleri de müzede bulunuyor. Buhurdanlar mekanın güzel kokmasını sağladığı gibi mekandaki kötülükleri uzaklaştırmak için de yakılırdı. Hıristiyanlar bunların yanında kiliselerde yaptıkları ibadet ve ayinler sırasında edilen duaların yükselip tanrıya ulaşması için de buhurdanları kullanırlar.

Müzenin en güzel özelliklerinden birisi de çocuk ziyaretçilere önem veriyor olması. Bu maalesef her müzede görülebilir bir özellik değil. Bandırma Arkeoloji Müzesi’nde Herakles ile ilgili hazırlanan bir pano karikatürize edilmiş Herakles resimleriyle süslenmiş. Tüm bunlar çocuklara erken yaşlarda müze kültürünü kazandıracak çalışmalar. Bunun en güzel örneklerinden birisi Mardin Arkeoloji Müzesi’nde görülebilir. Orada çocuklar kendileri için hazırlanmış alanda, bir arkeoloji kazısının her bir aşamasını uygulamalı olarak öğrenebiliyorlar. Bunlar her müzenin düzenleyebileceği etkinlikler. Zaman değil sadece adım atmayı gerektiriyor!..

Son olarak müze kış aylarında, eğitim dönemi boyunca Bandırma’daki ilkokulların öğrencilerini getirmesiyle ziyaretçi sayılarını artırabiliyor. Bunun dışında her yıl düzenlenen Kuş Cenneti festivali kapsamında düzenlenen etkinliklerde de kendisine yer bulabiliyor.

Not: Bandırma Arkeoloji Müzesi ve Halk Kütüphanesi çalışanlarına teşekkürler.













Kentin Konumu

Kyzikos harabeleri Bandırma – Erdek yolu 10. km’de yer alıyor. Kent, Kapıdağ Yarımadası’nın Anadolu sahiliyle birleştiği noktada kurulmuştur. Antik çağın en önemli şehir merkezlerinden biridir. Herodotos’un yapıtlarında Artake ve Prokonnesos ile birlikte bölgede kurulmuş üçüncü kent devleti olarak geçer. Kyzikos kent devleti kısmen eski yıllarda Arkton Oros adı verilen yüksek bir dağın yeşil eteklerinde kurulmuştur. Bir koluyla antik ismi Panormos olan Bandırma körfezinin mavi denizini; diğer koluyla da batıdan Artake (Erdek) körfezinin ışıklı sularını kucaklar. 

Kapıdağ Yarımadası’nın güney eteklerine saçılmış, antik dönemdeki adı Mysia olup içinde Erdek’in de bulunduğu bölgeye yerleşen en eski toplulukların Dolionlar olduğu biliniyor. Coğrafyacı Strabon yapıtlarında Dolionlar’ın Yunanistan’ın Thessalia bölgesinden buralara göç ettiklerini anlatmıştır. Yine Strabon eserinde Kyzikos kentini  şöyle anlatır: “Kyzikos, Propontis’te (Marmara Denizi) bir ada olup anakaraya iki köprüyle bağlıdır. Toprakları verimlidir. Köprülerin yakınında aynı ismi taşıyan ve gerektiğinde kapatılabilen iki limanı ve iki yüzden fazla gemiyi alabilecek büyüklükte barınağı bulunan bir kent vardır. Kentin bir kısmı düzlükte diğer kısmı Arkton Oros denilen dağın yakınındadır. Bu dağın arkasında Dindymos denen başka bir dağ daha vardır. Tek bir zirve olarak yükselen bu dağda “Tanrılar Anası” Dindymene’in Argonautlar tarafından yapılan tapınağı bulunur. Kent büyüklüğüyle, güzelliğiyle, hem barış hem de savaş zamanında yönetimin mükemmelliğiyle Asia’daki en önde gelen kentlerle yarışır durumdadır ve Rodos, Massalia ve antik Karthago tarzında düzenlenmiştir. Kamuya ait üç yapının yönetimiyle uğraşan üç yönetici bulunur. Bu yapılar hazine, silah ve savaş makineleri ve tahıl içerirlerdi. Roma döneminde ayrıcalık tanınan kent iç bağımsızlığını koruyabilmişti.”

Kral Kyzikos ve Karısı Kleite

Mitolojide Yunanlıların ünlü Argonautlar Destanı’nda ismi geçen Dolionlar’ın genç kralı Kyzikos’un Thessalialı bir kahraman olduğu belirtilir. Kyzikos aslen Güney Yunanistanlı olarak geçer. Stilbe’nin oğlu Aineus ile Trakya kralı Eusoros’un kızlarından Ainete’nin oğludur. Eusoros’un oğlu, Yunanlılar’a karşı Troialılar’ın emrinde savaşan Trakya birliğini kumanda eden Akamas’tı. Kyzikos, soyca kökleri Poseidon’a dayanan Dolionisler’in hükümdarıydı. Argonautlar’ın gelişiyle efsaneye girdiği sırada, kahin Merops’un kızı Kleite ile yeni evlenmişti.

Altın Post efsanesinin Kyzikos ile ilgili kısmı şöyledir, Kolkhis’de (Gürcistan) var olan altın postu almak için Yunanistan’dan yola çıkan Argonautlar’ın ilk yanaştıkları ülkelerden biri de Kral Kyzikos’un ülkesi olmuştu. Kyzikos denizcileri güleryüzle karşılamıştı. Onlar için şölenler düzenledi ve onlara erzaklar sundu. Fakat gece olunca Argonautlar yelken açtıklarında farkında olmadan bir fırtına tarafından ayrıldıkları kıyıya tekrar atıldılar. Dolionisler korsanların baskınına uğradıklarını zannederek Argonautlar’la çarpışmaya başladılar. Kyzikos, tebaasının yanına geldi ve Argonautlar’ın önderi Iason  tarafından öldürüldü. Ertesi sabah herkes yaptığı yanlışlığın farkına vardı. Argonautlar üç gün boyunca kralın cesedi üzerinde ağıt yaktılar. Ardından Yunan usulü atletizm oyunlarının yapıldığı büyük bir cenaze töreni düzenlediler. Ölümü üzerine Kral Kyzikos’un genç karısı Kleite acısından dolayı kendini asıp yaşamına son verdi. Kyzikos’un hüküm sürmüş olduğu şehir artık onun adıyla anılmaya başlandı.


Kentin Tarihi

Kyzikos ismini alan şehir ve yöresi MÖ 749 ve 680 yıllarında iki kez Miletoslular tarafından kolonize edilmiştir. Bugünkü Erdek kentinin yerinde bulunan eski Artake kenti ile birlikte Kyzikos’un bu ikinci kolonizasyonu Lidya Devleti’nin en görkemli dönemini açan Kral Gyges’in hükümdarlık yıllarını kapsar.

Kyzikos kenti özellikle MÖ 334 – 330 yıllarında Hellenistik Çağ’da ve yine Roma döneminde mimari ve sanat alanında çok parlak bir döneme damgasını vurmuştur. Prokonnesos’tan çıkartılan mermerleri ustalıkla işleyen Kyzikoslu heykeltraşların yanı sıra o dönemin çeşitli krallık ve imparatorluklarına yapılan saraylar, saray süslemeleri, dönemin tanrılarına yapılan tapınaklar, mezar süslemeleri, sütun başlıkları, köprü ve su kemerleri göz kamaştırıcıdır. Dünyanın sekizinci harikası olarak adı geçen Kyzikos’taki Hadrianus Tapınağı’nın İmparator Hadrianus adına Kyzikoslu mimarlarca gerçekleştirildiği de antik kaynaklarda yer alan bir bilgidir.

Kyzikos kenti bilim, kültür alanlarında da tarihe ışık tutan önemli bir yerleşimdir. Dönemin ünlü düşünürleri, matematikçileri, astronomi bilginleri, ünlü tarihçi ve edebiyatçılarının yanı sıra ünlü coğrafyacı ve deniz bilimci kaşif Eudeksos* Kyzikos’ta yetişmiştir.

Kyzikos bölgesi antik dönemlerden başlayarak Osmanlılar’a kadar çoğu kez el değiştirip başka egemenliklerin altına girmiştir. Bunlar Dollion, Thrak, Makedon, Lydia, Pers, Sparta, Peloponnesos, Phyrig, Roma ve Bizans uygarlıklarıdır. Özellikle Roma egemenliği altında kent bir çok alanda önemli bir merkez konumundaydı. Fakat Roma ikiye ayrıldıktan sonra Doğu Roma egemenliği altında kalan kent önemini yavaş yavaş yitirmeye başladı. Başkent Konstantinopolis’i almak isteyen Arapların saldırıları ve depremler neticesinde kent oldukça zarar gördü. Son olarak 1339 yılında Orhan Gazi’nin oğlu Süleyman Paşa ilk Rumeli seferinde bölgeyi ele geçirdi. 

*Eudoksos: MÖ II. yüzyılda yaşamış Kyzikoslu denizci ve kaşiftir. Akdeniz’den yola çıkıp Afrika’nın çevresini dolaşmayı deneyen ilk kişi kabul edilir. Ptolemaios VIII. Euergetes tarafından Hindistan’a giden deniz yolunu bulmakla görevlendirildi. Gades’den yola çıktığı ikinci denemesinde gemisi Fas açıklarında karaya oturdu. Gemisini yüzdürmeyi başardıktan sonra yoluna devam edip Afrika’nın batı yakasından aşağı indi fakat geri dönmedi. Daha sonra XV. yüzyılın sonuna kadar kimse Afrika’nın güney ucundan aşağı inmeyi denemedi.

Kyzikos Kazı Çalışmaları

2006 yılından beri Kyzikos’un kazı başkanlığını Erzurum Atatürk Üniversitesi Arkeoloji bölümünde görev yapan Doç. Dr. Nurettin Koçhan yürütüyor. Yapılan kazı çalışmalarıyla bugüne kadar kentin çevresinin sur duvarlarıyla çevrelendiği ve bu duvarların özellikle Roma döneminde güçlendirildiği gün yüzüne çıkartıldı. Kent yerleşiminin kuzeyinde kentin en yüksen yeri olan akropol bulunuyordu. Kentin güneyinde bir agora; yine güney bölümde kutsal alan olan Metroon bulunuyordu. Kentin idare yapılarından Bouleterion da kent yerleşiminin güneydoğusunda bulunuyordu. Mezar alanı olan nekropol ise güneyde ve daha yoğun olarak kentin batısında yer alıyordu. Kentin sur duvarlarının dışında büyük boyutlu bir amphitheater inşa edilmişti. Bu yapının taşıyıcı ayakları tahrip olmuş halde günümüze kadar ulaşabilmiştir.

Hadrianus Tapınağı 

Kyzikos Hadrianus Tapınağı  MS I. yüzyılda Jupiter (Zeus) adına inşa edilmeye başlanmış, ancak inşası uzun süre devam etmiştir. MS 117 yılında kentte meydana gelen deprem diğer yapıların yanı sıra henüz inşaat halindeki tapınağın da tahrip olmasına neden olmuştur. MS 124 yılında başladığı Anadolu gezisi sırasında Kyzikos’a gelen Roma İmparatoru Hadrianus’un maddi yardımlarıyla yapımına yeniden başlanmıştır. Maddi desteği nedeniyle de tapınağın İmparator Hadrianus’a adandığı söylenebilir. Böylece Kyzikos, Anadolu’da Smyrna, Pergamon ve Ephesos’dan sonra İmparator tapınağı yapan kentlerden birisi olmuştur. MS. 4. yy’da Sokrates, tapınağın sellasında yer alan Hadrianus heykelini Olympos’un 13. tanrısı olarak anar. Böylelikle Hadrianus, Kyzikoslular tarafından 13. Olympos tanrısı olarak anılmaya başlanmıştır ve Kyzikos bir Neokoria (İmparator adına tapınak yaptıran kent) unvanıyla onurlandırılmıştır.

MS 167 yılında tapınağın açılışı ile ilgili olarak tapınağın hemen kuzeyinde yer alan agora’da yaptığı konuşmada filozof Aristides’in “Evvelce gemiciler dağların şekillerine bakarak adaları birbirinden ayırıyorlardı. Şimdi tapınağınız dağların yerine geçti. Şehriniz fenerlere ve işaret bayraklarına gerek kalmadan gemicilere yol gösteren tek şehirdir” diyerek tapınağın görkemini vurgulamıştır. Aynı zamanda Aristeides tapınağın alınlığında yapının Hadrianus’a ithaf edildiğini belirten yazıtın olduğunu da belirtmektedir.


Tapınağa ait ilk bilgileri, MS 2. yüzyılda yaşamış olan Skolast Lucianus’dan ediniyoruz. Mimar Aristeinatos’un denetiminde 8×16 sütunlu, dipteros planlı (tapınağın kutsal alanı olarak kullanılan bölüm olan naosun çevresinin sütunlarla örülmesiyle oluşturulan, Yunan mimarisinden bir plan tipi) olarak inşa edildiği düşünülen Hadrianus Tapınağı korinth düzeninde, doğu-batı yönünde uzanan yedi tonoz üzerine oturtulmuşsa da bugün tonozların yalnızca üçü ayakta kalabilmiştir. Romalı tarihçi Cassius Dio, MS 155 yılında meydana gelen ikinci depremde büyük ölçüde zarar gören Hadrianus Tapınağı ile ilgili olarak “mevcut yapıların en güzeli
ve en büyük tapınağı yıkıldı” diyor. Zarar gören tapınak MS 167 yılında onarılarak yeniden kullanılmaya başlanmıştır. Hıristiyanlığın serbest bırakılması ve pagan inancın yasaklanması sonrası tapınak kaderine terk edilmiştir. Bundan sonra tapınakta tahribatlar başlamıştır. Doğal yıkımların yanı sıra ortaçağdan itibaren insanoğlunun yaptığı tahribatlar da söz konusudur. Tarih boyunca çok çeşitli depremlerle karşı karşıya kalan kent, MS 6. yüzyılın ortalarında Doğu Roma İmparatorluğu’nun başkenti Konstantinopolis’in siyasi ve ticari yönden öne çıkması sonucu önemini yitirmiştir.


Hadrianus Tapınağı'nın önemli bir özelliği de boyutlarıdır. Tapınak doğu batı uzunluğuyla 116.23 metredir ve bu boyutlarıyla Roma Dönemi Anadolu tapınaklarının en büyüklerindendir. Ayrıca bugüne kadar Roma dönemine ait en büyük boyutlu sütun başlığına sahip yapıdır. Akhantus (enginar) yapraklarıyla süslü bu korinth başlığın çapı 1.90 metre, büyüklüğü ise tam 2.50 metredir.




Kaynaklar:


Strabon. (2000). Antik Anadolu Coğrafyası (N. Başgelen, çev.). İstanbul: Arkeoloji ve Sanat Yayınları.

Campbell, J. (2010).  Kahramanın Sonsuz Yolculuğu (S. Gürses, çev.). İstanbul: Kabalcı Yayınları. (1949).

Can, A. (2011). Eskiçağ Rehberi. İstanbul: Arkeoloji ve Sanat Yayınları.

Gür, S. (2011). İlk İnsandan Selçuklu'ya Anadolu Uygarlıkları ve Antik Şehirler. İstanbul: Alfa Yayınları.

Grimal, P. (2012). Mitoloji Sözlüğü/Yunan ve Roma (S. Tamgüç, çev.). İstanbul: Kabalcı Yayınları.

Karatağ, M. (2013). Klasik Arkeoloji Sözlüğü /Yunan-Roma. Ankara: Midas Kitap.

Herodotos. (2015). Tarih. (M. Ökmen, çev.). İstanbul: İş Bankası Yayınları.

Kyzikos Antik Kenti Kazısı İnternet Sayfası, 23.08.2016. http://www.kyzikos.net/


















          
2014, Enez / Edirne
     “Yemek pişirmek, balık tutmak, tüfekle, gözlükle dalmak, ağları temizlemek, onarmak, dağ taş tırmanmak, örenleri gezmek, köylere gitmek,

Görüntüleme Sayısı